Doğdum, 31 Mart 1997 Pazartesi sabahı…Adana’da yine sıradan bir gün ya da durun belki ben doğdum diye bir farklılık olmuş olabilir 🙂 Hava parçalı bulutlu, yağmur yağdı yağacak.Az sonra bir yandan gök gürlerken bir yandan da kulakları sağır edici bir ağlama sesine şahit olacak annem ve babam.Onların yüzlerini hatırlamıyor olsam bile heyecanlarını tahmin etmek zor değil.Ah! Nasıl olur? Abimi ve ablamı unuttum, ne çok sevinmişlerdir(!) yeni bir kardeşleri olduğu için :)) Şaka bir yana dursun gerçekten de doğduğum anı hatırlamak, o gün insanların yüzlerine kazınan ifadeleri hafızama kaydetmek isterdim.

Şimdi hatırladığım zamanlara geçmek istiyorum.İnanır mısınız bilmiyorum ama hatırladığım ilk zamanlar sanki anasınıfında eğitim gördüğüm zamanlar.Orta derece büyüklükte bir oda, içinde birtakım küçük küçük masalar ve sandalyeler ha bir de şey var kendilerini süper kahraman zanneden kırmızı önlüklü beyaz yakalı çocuklar…yani arkadaşlarım ve ben.Velhasıl anasınıfına dair çok anı biriktirdim, şuan bile onları düşünüp gülümsüyorum 🙂 Eğitime anasınıfında başladığım yerde (Ziyapaşa İlköğretim Okulu) ilkokulu bitirdim.İlkokul hakkında söyleyebileceğim şeylerden bir tanesi güzel insanlar biriktirdiğimdir.Dostluk, kardeşlik nedir orada öğrendim.İlk defa birisine güvendim ve güvenin ne kadar hassas bir yapı olduğunu anladım.Her geçen gün fikirlerim değişti, geleceğe bakış açım farklılaştı.İlkokul 1.sınıfta öğretmenimiz “gelecekte hangi mesleği olmak istersiniz?” diye sorduğunda “yazar olmak isterim” diyen çocuk, 8.sınıfa geldiğinde mühendis olmak istiyordu.(şimdi Maliye okuyor 🙂 )

Lise, hayatımın en belirsiz zamanları…Böyle diyorum çünkü liseye Adana’nın Ceyhan ilçesinde bir okulda başladım.Oturduğumuz yere uzak olduğu için annem okulumu değiştirmek istedi ve lise 1’in son zamanlarında bir dilekçeyle Adana’nın Seyhan ilçesindeki Barbaros İMKB Anadolu Lisesi’ne geçiş yaptım.Okulun son zamanları olduğu için yeni okulumdaki derslere ayak uyduramadım bu yüzden de bir ton zayıf getirdim.Neyse ki öyle ya da böyle hepsinden kurtuldum.Bu zamanlar içerisinde yeni bir hobiyle tanıştım, fotoğraf çekmek.O kadar iyi anlaştık ki kendisiyle bir zaman sonra hayatımda sadece fotoğraflar ve fotoğraf makineleri olmuştu ve hala kendisiyle birlikteliğimiz devam ediyor 🙂 

Günler, aylar ve yıllar…Her biri takvim yapraklarından teker teker düştü.Üniversite çağına gelmiştim artık, gerçi üniversite çağı ne oluyorsa 🙂 Ne olduğunu bilmiyorum ama bu çağda büyüdüğünüzü ciddi anlamda anlıyorsunuz.Sahip olduğunuz ve sahip olabileceğiniz şeylere sıkı sıkıya sarılıyorsunuz.Ben bir şeyler yazmak ve fotoğraf çekmek olayına sarıldım çünkü insan kendisini en çok ne yaparken huzurlu hissediyorsa ona sarılmalı.Bu zamana dek ne olursa olsun yanımda olacak, kötü bir şey yaptığımda beni kenara çekip konuşabilecek insanları tuttum yanımda.Aslında tutmak değil tam olarak, tutmak başka bir şey.Onlar zamanla ve benimle birlikte aynı yöne savrulduğumuz insanlardı.Şu an da Uludağ Üniversitesi Maliye Bölümü’nde öğrenim görmekteyim, yarın ya da seneye nerede olurum bir fikrim yok 🙂 Ne demiş Necip Fazıl “İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya” …

Samet GÖKÇE